23 Eylül 2020 Çarşamba
Duyurular

Cuma Namazı ve Zuhr-i Ahir

Cuma Namazı ve Zuhr-i Ahir

Hz. Allah Cuma süresinde şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler: Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman alış verişi bırakarak Allah’ı zikretmeye koşun. Alış verişi bırakın. Eğer siz gerçeği anlayan kimseler iseniz elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz bitince yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma:9,10) buyruluyor.

Sahih-i Buhari’nin (Tecrîd-i sarîh Tercümesi) üçüncü cildinde Cuma bahsinde bildirildiğine göre; Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicretleri esnasında“Ranuna” denilenvadiye geldiklerinde; ilk Cuma hutbesini îrad ederek, Cuma namazını kıldırmışlardı. İşte o hutbesinde peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyorlar: “Allah, Cuma Namazını size bu sene, bu ayda, bu günde, bu mekânda kıyamete kadar kılınmak üzere farz kıldı. Her kim benim hayatımda veya benden sonra Cuma namazını küçümseyerek veya inkâr ederek terk ederse; Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve işinde bereket vermesin. Haberiniz olsun ki o kimsenin ne namazı, ne zekâtı ve ne de orucu vardır. Ta ki, tövbe edinceye kadar. Kim tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder.” buyurdular.

Hicrî 5. asırdan bu yana yalnız Türkiye’de uygulanan, başka İslam âleminin bilmediği, bilmek de istemedikleri “zuhr-u ahir ” denen, Allah’ın emri, Hazret-i Resulullah’ın sünneti ile hiç ilgisi olmayan, Moğol istilâlarının hüküm sürdüğü bir zamanda Konya’da ihdas edilen “ek ibadetusulü” ki, namaz değildir.

Hükümet ve devletin olmadığı yerde, ulü’l-emrin icra edilmediği yer -ki, darü’l-harptir-“darü’l-harpte ise cuma namazı kılınmaz” diye uyduruk fetva verenler, zamanımıza kadar..

İslam’da yeri olmayan “namaz” demeye hicap ediyorum, çünkü namazın iki kaynağı vardır: 1: Kitap, 2: Sünnet. Başka kaynak aranmaz. Beş vakit namazdaki farzlar, Cumanamazı için de geçerli olup, hutbesiz Cuma namazı geçerli değildir. Bayram namazlarında hutbe sünnettir. Okunmasa da namaz tamamdır.

Sünnetleri hafife almayasın.Kur’an’da belirtilmemiş, Peygamber Efendimiz’in ibadet maksadı ile yaptığı iş ve davranışların cümlesine sünnet deriz. Sünnetleri emr-i ilâhînin dışında görme. Kur’an’da sarih olarak görülmediği için sünnettir. Edilleyi şeriyyeden İcma ve kıyas namaz için geçerli değildir. Namaz ancak Kur’an ve sünnetle belirlenir.

Rabbimizin lütuf ve ihsanı olan en büyük bayram olarak belirtilen Cuma günü, ayet ve hadisle ifade edilen, cuma günü öğle vaktinde, imam efendinin okuduğu hutbeyi dinleyip, imam efendiye uyarak iki rekât cumanın farzını kılan kişinin cuması tamamdır. Ayrıca her müslüman tabi olduğu mezhep imamının tespitlerine göre sünnetlerini kılmalıdır. Çünkü imam efendilerimizin aralarında sünnetlere dair tespit farklılıkları vardır. Hepsi de geçerli olup, cumanın sıhhatine halel getirmez.

İmam-ı A’zam Hazretleri hicri 75 senesinde dünyaya teşrif ettiler. 150 senesinde irtihal eylediler. Makamları cennet olsun. Kendileri tabiinden olup, ashabın yaşlıları ile görüştüler. Ve izah ettiler:

“Hazret-i Resulullah (s.a.v) Efendimiz mescide gelmeden önce dört rekât sünnet kılar, mescide geldiklerinde hutbe îrad ederlerdi. İki rekât cumanın farzını cemaate kıldırır, hane-yi saadetlerine gider, dört rekât da orada sünnet kılarlardı.” İmam-ı A’zam Hazretleri bu türlü beyan ve tespit etmişlerdir.

İmam Şâfiî Hazretleri, İmam-ı A’zam Hazretleri’nden sonra dünyaya teşrif ettiler. Cumanın sünneti hakkında buyurdular ki: “Cumadan evvel iki rekât, cumadan sonra da iki rekât Hazret-i Resulullah(s.a.v.)sünnet kılardı.”

İmam Mâlik ve İmam Hanbelhazretlerinin içtihatları da: “Cumaya gelmeden evvel Hazret-i Resulullah (s.a.v.) iki rekât namaz kılar, farzdan sonra başka namaz kılmazdı.” şeklindedir. Allah cümlesinden razı olsun.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın iki ciltlik ilmihal kitabının1. cildinde: “Cuma namazı kılanların ayrıca zuhr-u ahir kılmaları gerekmez. Gerekli şartlar yerine getirilerek kılınan Cuma namazı sahih bir namaz sayılacağından, bunu telafi maksadıyla ikinci bir namazın kılınması gereksiz olduğu gibi böyle bir telafi niyeti de doğru değildir.Cuma namazını kıldıktan sonra “zuhr-u ahir” diye bir namaz kılmanın anlamı nedir? diyerek; zuhr-u ahirin ne kadar da gereksiz ve anlamsız olduğuna vurgu yapmaktadır.

Merhum cennet mekân Hamdi Aksekibuyuruyor ki: “İmam efendilerimizin cumanın sıhhati ve vücûbu hakkındaki ihtilafları “muhtelefun fîh”tir (kesin olmayan, ihtilaflı konulardandır).Cumanın farziyetine tesir edici değildir.

Şöyle ki, Cumanın vücûbunun sıhhati hakkında içtihâdî ihtilaflar musallinin (namaz kılanın) daha mutmain olması içindir. Hiç bir içtihat cumanın farziyetini bozmaz. Nitekim öyle olmuştur.”

Cuma Suresi’nde de müsta’celiyyet vardır: “Allah’ın zikrinden sonra yeryüzüne hemen yayılınız, rızıklarınızı arayınız.” Cuma namazını on altı rekât kılınmasını gerektiğini beyan eden hiç bir mezhep yoktur. Dikkat edilirse, yalnız sünnet üzerinde ihtilaf değil tespit değişikliği vardır. Hiç bir kimsenin namaza rekât ilave etmesi uygun olmayıp, hatadır.

Bazı kimseler çok ibadet ve tâatla çok kazanacağını zannederler. Her şeyin ifratı yasaklanmıştır. “Hiç fazla namaz kıldı diye insanı döverler mi? Fazla mal göz mü çıkarır?” gibi sözlerle emr-i ilâhîyi basit bir hâdise gibi gösterip günaha girme.

“Zuhr-u ahir” diye bir namaz yoktur. İslâmiyet’te şüpheli ibadet olmaz. Şüpheli ibadete sıhhatlidir diye kimse cevaz veremez. Evhamruhi hastalıktır. Namaz hususunda ilham ve rüya ile de amel edilmez.

Türkiye’den başka İslam ülkelerinde “zuhr-u ahir”  diye bir namaz bilmezler.Çünkü böyle bir namaz yoktur. Bir namazın iadesi, ancak farzın terki halinde gerekir. Vacibin terkinde, farzın tehirinde sehiv (yanılma) secdesi lâzım gelir. Hazret-i ALLAH Türk milletini de bu gibi anlamsız ibadetlerden kurtarsın.

Katılaşma…Hazret-i Resulullah(s.a.v.) Efendimizin,“Zorlaştırmayın, kolaylaştırın; daraltmayın, genişletin; ikrah ettirmeyin, sevdirin” hitabını hafızana iyi yerleştir.

Emr-i ilahi olan beş vakit namazı Peygamber Efendimizintarifi veçhiyle icra ettiğimiz zaman her rüknündeAllah’ı zikretmektenbaşka bir hal görmek mümkün değildir. Emr-i ilahi namazın farzı olan kıyam, kıraat, rükû, sücut, kaide-yi ahire, hulasakül olarak namaz zikr-i hal ve lisan zikrinden müteşekkil olup, küllürahmet-i ilahidir. Namaz zikrullahtır.

Bir vakitte iki farz olmaz. O gün cumadır, “zuhur” Cuma namazıdır. Allah’ın emri böyle, başka namaz yok. Bir kişi hutbede mevcut olur, iki rekât imam efendiyle cumanın farzını kılarsa onun cuması tamamdır.

Hazret-i Allah Cumayı bayram ihsan etmiş. Haftada bir kere inanan kullarım birleşsin de; ne yapacaklar neler edecekler, zevklerini, dertlerini paylaşsınlar diye.

Diyorsun ki:

– “Bu devletin emri altında, bu hükümetin emri altındacuma olmaz.”

– Yok öyle bir kaide,uyduruyorsun! Öyle de bir yer yok zaten.

– “Cuma caiz değil.”

– Nereden çıkardın? Allah’tan kork! İslâm diyarı, iyi anla, fetva var:“Bir belde az da olsa İslâmî prensipler yaşandıysa, o beldeyevmü’l-kıyâme İslâm diyarıdır.”Fetva!

Hakikat böyle iken, bununla yetinmeyip, hakikat dışı arayışlara yönelerek; kılınan Cuma namazı kabul olunmadı şüphesiyle “zuhr-u ahir” diye bir namaz icat edilmiştir.

“Namaz”adıyla yapacağımız bir ibadet Kur’an ve sünnette belirtiliyor ise namazdır. Çünkü namazın iki kaynağı vardır: Kitap ve sünnet. Namaz konusunda başka kaynak aranmaz. Allah ve resulünün buyurduğu namazlar dışında, hiç kimsenin hiçbir sebeple namaz ihdas etme yetkisi yoktur. Beş vakit namazdaki farzlar, Cuma namazı için de geçerli olup, hutbesiz Cuma namazı geçerli değildir. Ancak bir müslüman imamın okuduğu cuma hutbesine yetişememişse; imamla birlikte cumanın farzını kılar, cuma namazı tamamdır. Rabbimizin lütuf ve ihsanı Cuma günü en büyük bayram günümüzdür, farz-ı ayındır, ayet ve hadisle ifade edilen Cuma namazı öğle vaktinde kılınır. Cuma namazı; Hutbede bulunarak imam efendiye uyup iki rekât farzı kılmaktır. Böyle yapan kişinin Allah’ın emrine göre Cuması tamamdır. Sünnetlerini de mezhebine tâbi olduğumuz müçtehit imam efendilerimizin tespitlerine göre kılmaktır. Çünkü imam efendilerimizin aralarında sünnetlere dair tespit farklılıkları vardır. Hepsi de geçerli olup, Cumanın sıhhatine halel getirmez. Sünnetleri hafife almayasınız. Peygamber Efendimiz’in ibadet maksadıyla yaptığı iş ve davranışların cümlesine sünnet deriz. Sünnetleri tertib-i ilâhînin dışında görmeyelim.

Bilinmelidir ki: Zuhr-u ahir; ne farzdır, ne vaciptir, ne sünnettir, ne de müstehaptır. Hz. Allah’ın Ümmet-i Muhammed’e en büyük bayram olarak ihsan eylediği mübarek Cuma namazını, Allah’ın emriyle, resulünün sünnetiyle hiçbir ilgisi olmayan zuhr-u ahir uydurmasıyla Cuma Namazımıza halel getirmeyelim, yazık etmeyelim.  Cuma Namazını On altı rekât olarak tespit eden hiç bir mezhep ve mezhep imamı yoktur. Kimsenin namaz ihdas etmeye de, namaza rekât ilâve etmeye de yetkisi yoktur.Türkiye’den başka İslam ülkelerinde “zuhr-u ahir” diye bir şey bilmezler. Çünkü dinimizde kesinlikle böylebir namaz yoktur. Hazret-i ALLAH Türk milletini de bu gibi anlamsız ibadetlerden kurtarsın.

“Zuhr-u ahir” Allah’ın emri ile, Hazret-i Resulullah’ın sünneti ile hiçbir ilgisi olmayıp, sonradan ihdas edilen bir uygulamadır ki bid’attir. Bid’at: Dinde olmayan, dine sonradan sokulan, Allah’ın tertib ve tanzimine aykırı düşen anlamsız uydurma uygulamalardır. Bid’at hakkında Peygamberimiz (s.a.v): “Her bid’at sapıklıktır” buyurdular.

“Hiç fazla namaz kıldı diye insanı döverler mi? Fazla mal göz mü çıkarır?” gibi sözlerle emr-i ilâhîyi basit bir hâdise gibi gösterip günaha girmeyelim. Bazı kimseler çok ibadet ve tâatla çok sevap kazanacağını zannederler. Oysa dinimiz her şeyin ifratını yasaklamış, itidal üzere olmayı emretmiştir.

Hz. Allah Maide süresi üçüncü ayetinde: “Size din olarak İslam’ı seçtim, dininizi tamamladım.” buyurduğu halde, bizler hala zuhr-u ahir kılmakla Allah’a neyi anlatmak istiyoruz? Hangi noksanlığı gidermeye çalışıyoruz? Yoksa Hucurat Süresi 16. ayetinde: “Siz Allah’a din mi öğretiyorsunuz?Buyruğundaki Cenab-ı Hakk’ın sitemini, ikazını da dikkate almadan – haşa – Allah’a din öğretmeye mi çalışıyoruz?

Lütfen! Din-i İslam’ı; “aklıma-mantığıma uymadı” diyerek; ne kenarından-köşesinden makaslamak, ne de aslı-esası olmayan bir takım eklemeler yapmak suretiyle, bid’at ve hurafelere kapı aralamak, mana tahrifatına yol açmak gafletine düşmeyelim!

İyi bilinmelidir ki!
Dinin sahibi, kurucusu ve koruyucusu Hz. Allah’tır.Kul, O’nun emrine uyarak vazifesini yapacak, rızasını kazanacaktır !..