19 Eylül 2019 Perşembe
Duyurular

PİRİMİZİN ATATÜRK ve CUMHURİYET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

Hazret-i Allah bu vatanın kurtuluşunda emeği geçenlerden razı olsun!… Ahirete irtihal edenlerin makamlarını    cennet eylesin amin!..

Hazret-i Allah’ın, vatanın kurtulması, hurafe ve bidatların Din-i İslam’a tasallutunun temizlenmesi, çok geri kalmış milletimizi muasır milletler seviyesine çıkarması için vazifelenmiş, gaye sahiplerini tanı. Her sahada ilerlemiş milletlere bugün “biz de varız” diyebiliyor isek o kahramanların eserleri olduğunu gör ve bil.Nankör olma!…

Her ne kılmışsa adâlettir, Cenab-ı Kibriyâ;

Her kazâya, her belâya kıl rıza, Allah kerîm.

Mustafa Kemal Atatürk’e “kafirdi” demekle gayretullaha dokunduğunun farkında mısın?! Değil isen bir gün gelir Rabbımın lutf-u ile hayrını şerrini bilirsin, inşallah. Vatanın kahraman evladı. İlahi vazifeli. Büyük insan… Allah’ını bilen, gerçek Müslümandı. Islaha vazifeli idi; şahidim.

Hazret-i Kur’an’a hayran, Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği emr-i ilahilere hürmetkârdı Mustafa Kemal Atatürk.

Cumhuriyet deyince de hatıra elbette ki rakipsiz olarak Mustafa Kemal Atatürk ve dolayısı ile kader birliği ettiği fikir ve silâh arkadaşları gelir!..

En güzel idare sistemi olan Cumhuriyet’i bizler kurduk. Bizlerden kasıt zihniyettir. Şahit mi gerekli: İlk Meclis-i Mebusan kimlerden müteşekkildi? Lütfen iyi bak! İleriyi gören şeyh efendiler, hakîkati idrak eden hoca efendilerimiz değil mi idi? Hayati tedirginlik olduğu halde Mustafa Kemal Paşa ile gönül birliği yaparak, bu vatan ve necip millet için hayatlarını hiçe sayanlar; onlar iyi biliyorlardı, Peygamber Efendimiz’in “hubbü’l-vatan mine’l-îman” buyurmasını!..

Yazıklar olsun… Vatan sevgisini kaybetmiş fakat Atatürk hayranlığından bahseden gâfil, gülünç insanlar zamanımızda az değil.

Allah rızası için sen ben davasını bırakalım vatanımıza sahip olalım. Bilmeden, büyük insanların büyüklüğüne leke düşürmeyelim. Bugün vatan olarak elimizde mevcut olan Atatürk’ün canını fedadan çekinmediği vatan değil mi?

Bu vatanın gerçek mübârek evlatları; Türk kardeşim, Kürt kardeşim, Çerkez kardeşim, Laz kardeşim, Gürcü kardeşim… Daha nice nice kardeşlerim. Allah’ımız bir, dünya kardeşlerim, şimdiye kadar bilmeden, cehâletimizden düşman yaşadık. Bütün insanlar dostça yaşamaya mecbur… Tevhid dininde insanlık ve kardeşlikten başka bir şey göremezsin.!

Vatanın kurtuluşunda hayatları pahasına emekleri geçen, şüheda ve gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyoruz. Makamları cennet olsun!.

Cumhuriyetten evvel, Cumhuriyetten sonra, diye bu vatanın kahraman evlatlarını bölmenin İslâm’ın, insanlığın adalet yapısına ters düştüğünü senelerdir gördük.

Yanlış anlama! Bir beşeri ilahlaştıran, Allah’ın bahşettiği güzellikleri görmeyip nankörlük yapanlar, başkalarını küçümsemeyi ilericilik veya dindarlık zannedenler, dindar kesime karşı çıkmayı aydın kişilik olarak görenler lütfen kabul etsinler dalâlettedirler!.

Allah’a yeteri kadar inanmayan, aydın geçinen bazı zümreler de Atatürk’ü kendilerine yakın gösterip, Hz. Allah’a inanan kitlelerin zaafından istifade ederek dinsizliklerine medar olsun diye Atatürk’ü dinsiz göstermeye çalıştılar!.

Bu abd-i aciz az da olsa o günleri yaşamam ve itimada şayan büyüklerimden edindiğim intiba ve senetlerle ispat ederim ki; Atatürk dinsiz değildir. Allah’ın varlığına inanan, ahir zaman Peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafâ (s.a.v.) Efendimiz’e hak peygamber olarak inanmış! “O’nun getirdiği hakikatler aynen tatbik edildiği zaman kurtuluşa erersiniz” diyen bir büyük insandır.

Fatih ÇEKİRGE’nin ATV’de “İktidar Oyunu” programında okumak nasip olmuştu. Aynen yazıyorum:

“Atatürk ölümünden on beş gün önce kendine geldiği zaman, dünya müslümanlarına şu mesajı vermiştir: “Bütün dünyanın müslümanları, Allah’ın son Peygamberi Hazret-i Muhammed’in (s.a.v.) gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği tâlimatları da tam olarak tatbik etmeli!. Tüm İslâmiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli!. Zîrâ ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.”

Mustafa Kemal Atatürk, bu mesajı başbakan ve dışişleri bakanı vâsıtası ile dünyâya açıkladı!..

(Prof. Dr. Hanif Faruk, Urduca Yayınlarında Atatürk, A.Ü. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi yayınları, Ankara 1979, s. 102)

Atatürk’ü iyi tanı, hürmet et. Geçmişteki idarecilerini de tanı ve hürmet et. Hele Sultan Vahdettin Han için “vatan haini” diyenleri Allah islâh etsin. Zamanla târih daha tafsîlatlı yazar, inşallah.!.

“Atatürkçü şeyh olmaz” diye ahkâm kesenlere derim ki: Atatürkçülük diye ne bir din, ne mezhep, ne de meşrep var. Bu vatanın, milletin kalkınması için o günkü imkânsızlıklar içerisinde “vatanım ve milletim” diye kıvranan büyük insanı takdir etmeye mani olacak bir şeyi kabul etmem mümkün değil. Sen nasıl aksini düşünüyorsun? Biliyorum ki doyurucu bir izah yapamayacaksın.. Çünkü öyle bir sermaye mevcut değil tutarsız cehaletine doğrusu hayret!..

Milletçe müteşekkiriz. Bu vatan için canını verenlerden, canla başla çalışanlardan Allah arzı olsun, makamlarını cennet eylesin.

ATV’de Fatih Çekirge’nin İktidar Oyunu programında TRT 1’de ve daha birçok programlarda gazetelerde, dergilerde, haftalık sohbetlerimde, Cumhuriyet’in en güzel idare tarzı olduğunu ve yağcılık ve nankörlükten uzak bir Atatürk hayranı olduğumu birinci kanalda kaç defa, diğer bâzı kanallarda da ara sıra anlattığımı sağır sultanlar dahi duydular ve biliyorlar. Bu gerçekleri her zaman her sınıftan insanlara anlatmaya yetkiliyim ve muktedirim. Az da olsa o günleri yaşadım. Şahidi olduğum çok meseleler var, gerek maddi gerekse manevi…

Bugün demokrasinin geçerli olduğunu, komünist ülkeler dahi anladılar. Hasretini çekiyorlar. Çok partili demokrasi idaresini bu millet 1946 senesinde kabul etti. Milletçe yaşamaya çalışıyoruz. Allah muvaffak kılsın.

Vakfımız ve üyelerimiz her partiye gönül vermiş, partiler üstü bir kuruluş ve cemaat olup, partiler içinde herkesin görüşüne göre seçme özgürlüğüne sahiptir. Bizi kül olarak herhangi bir partide göstermek iftiradır, zulümdür.

Mana itibarı ile cumhurun bizzat kendinin tayin edeceği kişilerin idaresi olan cumhuriyeti, insan hakları olarak laikliği, zamanımızda geçerli olan demokrasiyi gerçek anlamda yaşamak özlemini vicdanında hissetmeyen insan var mı bilmem? Varsa  da bilgisizliğindendir!.  İslam’a uygun bu güzel yaşantıları bizler de millet olarak gerçek inançlardan pirim vermeden yaşarız inşallah!…

İstiklal harbinin zaferle sonuçlanması Cenab-ı Hakk’a hamdimiz, şükrümüz, neşemiz, bayramımız olmuştu.

Sevr’in korkunç kararlarından kurtulup, Lozan anlaşmasında az da olsa söz sahibi olmuştuk. O zaferi bu millete yaşatan şüheda ve gazilerimize Allah’tan rahmet diler, makamları cennet olsun, diye tazarru ve niyaz eder, bu düşüncemizin aksine düşünen nankörlerin ıslahları için de dua ederiz…

Amentü’ye iman etmiş Mustafa Kemal Paşa’ya hayranlık duyan toplumlar da az değil. Allah adetlerini artırsın.

Bu vatanın ve milletin esaretten kurtulmasına emeği geçenlere, tarih boyu bilen insanların hasretini çektiği cumhuriyetin gelmesine emeği geçenlere küfredilmesini yadırgıyorum ve nankörlük görüyorum.

Salahiyetli, güçlü idarecilerimizden rica ediyorum: Vatan millet ve Allah aşkına düzeltin… Evvela Mustafa Kemal Atatürk’ün dinsiz olmadığı gerçeğini lütfen ilan edin. Yalnız Türkiye değil, dünyanın bu gerçek bildiriye ihtiyacı var….

Allah tarafından yasaklanmışın dışında güzelliklerden kaçmayalım. Misal mi: Cumhuriyet güzeldir. Bugün demokrasi güzeldir. İnsan hakları, laiklik güzeldir. Yaşanıyorsa bu güzellikler güzeldir. Güzelse İslam’dır. Atatürk, gerçekleri bilen, Allah ve Resul’ünü tanıyan o büyük insan dinsiz olamaz. İmansız da değildi. Orgeneral Evren Paşa: “Atatürk’e dinsiz diyen dinsizdir” demişti. Doğruyu söyledi. Zira Atatürk’ ün yaptığı icraatlar “dini hakikatler mecrasına otursun” diye idi. Bütün İslam âleminin içinde medeniyete, teknolojiye, cumhuriyete, demokrasiye Türk Müslüman’ını daha yakın görebiliyorsak o büyük kahramanın eseridir. Çok kişilerden dinlediğim Atatürk’ün önemli ifşaatını nakletmeden geçemeyeceğim: Milli piyango hakkında şans oyunu denildiğinde şansla alakası olmadığını şöyle anlattılar:

“–Hayatım boyunca neye teşebbüs ettimse hepsinde muvaffak oldum. Dünyada en şanslı yaratılmış insan benim. Benden daha şanslı insan düşünemiyorum! Her ay seri bilet alırım amorti dahi çıktığını bilmem. Şans işi olsa idi en büyük ikramiyenin her zaman bana çıkması gerekmez mi? Çünkü benden daha şanslı kimse tanımıyorum.”

Şunu da iyi anladım, büyük vazife yapan büyük insanlar dinsiz olmuyorlar, olamıyorlar da.

Atatürk’ün yokluğunun ıstırabını duyuyorum. Olsa idi neler yapmazdık birlikte? İslamiyet’in tek din olduğunu, Allah’ın varlığına inanan bütün insanların müslüman olduğunu cümle güzelliklerin İslamiyet’in bir parçası olduğunu ve insanların kardeş olduğunu hemen, çekinmeden ilan eder, kurdu koyunla beraber yürütürdük…

Atatürk’ün Makamı cennet olsun. Genç yaşta vefat etti. Maddi ve manevi yaşantımda şahidim: Asla dinsiz değildi. Islahatı tamamlayamadı ki, gerçek icraata yönelsin!… Mana vazifesi o kadardı.

Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı Kibriya,
Her kazaya her belaya kıl rıza, Allah kerim.

İman dağarcığından bu gerçeği zayi etmeyin…
Allah’ın selamı, selameti cümle kullarının üzerlerine olsun…

Gazi Mustafa Kemal Paşa Atatürk -makamı cennet olsun- imanlı silah ve kader birliği arkadaşları ile karar verdiler.

Şöyle ki: Mecrasından saptırılmış, dejenere edilmiş, Türkiye’deki tarikatlar, dergâhlar, zaviyeler ve dolayısı ile şeyhlik, babalık, dedelik 15 sene için ağır ceza-i müeyyidelerle yasaklanmıştı. Müddeti kendi aralarında gizli tutuluyordu.

Merhum İsmet İnönü bu gerçeği izah etmişti Sayın Bülent Ecevit ve arkadaşlarına. İsmet İnönü alınan bu tarihi kararı ifşa ederek “düzeldi ise açabilirsiniz” demiştir. (RADİKAL gazetesinin 28 şubat 2001 Pazartesi günkü neşriyatından alınmıştır.)

Orgeneral Kenan Evren Reis-i Cumhur iken, kalabalık halk kitlesine ve milletine hitaben şu gerçeği; Atatürk’ün Dîn-i İslâm ve imanlı olduğunu duyurdu. Kenan Evren Paşa, gerçeği bilen insan “ATATÜRK’E DİNSİZ DİYEN DİNSİZDİR” diye milletine ilân etti.

Medyada ATV’de Fatih Çekirge’nin tertib ettiği yayında şöyle diyordum: Kişinin Atatürk’ün umumu ilgilendiren çağa uyumlu öneri ve icraatlarını tasvip etmesi için dinsiz olması mı lâzım?

Ben gerçek şeyh olarak Atatürk’ün zamana göre lüzumlu içtihatlarının geç dahi kalındığına inananlardanım. Eğer Osmanlı, bu ve buna benzer içtihatları yapmış olsalardı millet ve devlet olarak bugünkü maddi ve manevi perişanlığa düşmeyecektik. Hz. Allah (c.c.) bugünümüzü aratmasın, diye yaratıcımıza aczimizi itiraf ediyor, imanlı kitlelere ve milletlere asra uyumlu yaşam, emr-i ilâhiye uygun, tabi olduğu Peygamberimizin şeriatına sadık ve muhip, sırât-ı müstakîm üzere yaşamak nasip eylesin.

ATATÜRK,  ISLÂH İCRAATINA  VAZİFELENEN  BÜYÜK  İNSAN… CUMHURUN  HAYRINA  CUMHURİYETİ  GETİRDİ.  BUGÜNÜN  İCABI HAYAT  NİZAMINDA  KAÇINILMAZ  İDARE  TARZIDEMOKRASİYE  KAPI  AÇTI.

O İSTİSNAİ YARATILAN İNSAN NE HZ. ALLAH’I, NE RESULULLAH’I, GEREK LİSANEN, GEREKSE HALEN HİÇ İNKÂR ETMEDİ! ONUN YEGANE DÜŞMANI; İLİM  VE  İRFANİYETTEN YOKSUN  FAKAT  MANAYI  YAŞIYORMUŞ GİBİ  TAVIR  TAKINARAK, MASUM  İNSANLARIN MADDE – MANASINI  SÖMÜREN SAHTEKARLAR  VE  DÜZENBAZLAR  İDİ. RABBIMIN LUTUF VE İHSAN EYLEDİĞİ  KADAR MANA  ŞAHİDİYİM.

“Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın, konuşmalarından daha iyi tanırsın” diye Hazret-i Allah’ın buyurduğunu zamanımızda daha açık seçik tanımak mümkün. Bu türlü şahsiyetlerin, imansız ve inançsızlığını açıklamakla “aydın ve ilericiyim” hazzı ile hayatını düzene koymuş, hakikat bilgisi olmayan, iman fukaralarının da şerlerinden Rabbime sığınırız.

           İnsan hakları ve laiklik İslam’ın özünde vardır. Manaya bakıldığı zaman gerçek budur. Bütün akl-ı selim insanların üzerinde hassasiyetle durdukları insan haklarının anlamı, düşünce hürriyeti ve inanç hürriyetidir. Bu ikisinin ihlalinden devletler, toplumlar perişan olmuş, nice ocaklar sönmüş, manalar sönmüş, kişiler huzursuz bırakılmış. Bu türlü hallere insan hakları ve özgürlük demek uygun ise o uygunu dünyaya gösterelim.

Hazret-i Allah ne buyurdu? iyi anla: “Leküm dinüküm, veliye din” (senin dinin senin, benim dinim benim). İşte insan hakları, işte Allah’a inanan kişilerin laiklik anlayışı.

CUMHURİYYET,  DEMOKRASİ,  İNSAN  HAKLARI VE LAİKLİK YAŞANIYOR İSE  GÜZELDİR.

Sakın bu fikirlerimde siyasi ve politik parti zihniyeti aramayasın. Bu milletin bir ferdi, vatandaşı olarak güzellik hayranıyım. Zamanımızda demokrasi güzel. Cumhurun kendi kendini idare tarzı olan cumhuriyet yaşanıyorsa çok güzel. Kimsenin inancına müdahale etmeden herkesin inancında özgür olması güzel. Bu manada laiklik güzel. Din-i İslam’ı yaşayabiliyorsan, zamana göre içtihat yapmaya muktedir isen veyahut bu yönlü muktedir olanları rehber edinmiş, onun yaşantısını ve mekarim-i ahlakı yaşantında görebiliyor isen, onun telkin ettiği şekilde yaşadığın zaman maneviyat tarafından tasdik ve tasvip görüyorsan -ki kesin göreceksin- yoluna devam et, çok çok güzel…

Evvela âlimlerimizden ve idarecilerimizden rica ediyorum: Dîn-i İslâm’a hizmet laikliğe kesinlikle aykırı değildir.
Ülkemizde olan ve dünya bakışı açısından doğan düşmanlıktan, sevdiklerinizin başı için kurtarın dünyayı. (S.O.S.!)

Bilerek ve düşünerek elimi vicdanıma koyarak derim ki: Cennet mekân Atatürk hayatta olsa idi, bu yasaklar bu kadar uzamazdı, eminim!

Laiklik dinsizlik değil; devlet yönetimini dini kurallara bağımlı kılmamak…

İnanan fert olsun, cemiyet olsun toplumların zararına kullanılmayan emr-i ilahiye ters düşmeyen…

Yaşadığı asrın ilmine, lüzumlu tekniğine, gerekli medeniyetine uyumlu olan inançlarına, ibadet ve taatlarına karışmamak da laiklik değil mi?

Bilgiden yoksun kalmış inançlı toplumlara lüzumlu eğitimi vermek ve inançlarına saygılı olmak da laiklik değil mi?

Bu yönlü laikliğe hayranlığımı söylerken çok samimiyim, yemin ederim!.

Laikliği inançsızlığına kalkan yaparak, kimseye zararı dokunmayan imanlı kimselerin, naehli rahatsız etmeyen inançlarını suç işlemiş gibi teşhir edilerek horlanmalarını da tasvip edemiyorum!.

Yanlış anlamadımsa, lâiklik demek, yapılan kanun ve icraatlar Hz. Allah’ın emrine hiç uymayacak demek değil. Nasıl denir? Bütün güzellikler Allah’ın emr-i ilahisinin zuhuru değil mi?

“Hikmet, mü’minin kayıp malıdır; nerede bulursa alsın” hitabı davaya ışık tutmuyor mu?

Dikkat edelim; gayretullaha dokunmayalım. Yaratanımızı gücendirmeyelim!.

Kimseyi yersiz itham etmeyelim. Veya ‘benim düşünceme uymuyor’ diye hiç kimseyi suçlayıp cezalandırmayalım.

Atatürk’ün, yaşadığı zamanın ulemasına kulak ver: Ataya, ittifaken ‘mehdi resul’ demişlerdi!.. Nutuk’larını da iyi oku, anlarsın!..

Zamana uyum sağlamaya çaba gösteren, vatanın gerçek evlatlarını minnet ve rahmetle anıyorum.

Çünkü o büyük insandı. Aklı ermeyenlerin dinsiz zannettikleri; çıkarlarına kullananların zannettiği gibi dinsiz hiç değildi!.

Edindiğim intibaya göre ‘dindardı’ dersem mübalâğa etmiş sayılmam.

Tevatüren hakkında söylenen menkıbelerin canlı şahidiyim. Muhafız erlerinden bir tanesi şöyle anlatıyordu:

Sabaha kadar masa başından kalkamadılar. Alaca karanlıkta dışarı çıktı. Bataklık gibi olan Yenişehir tarafına doğru gidiyordu. Ben arkasını takip ettim, vazifem icabı. Geriye dönmeden, bana gelmememi söyledi. Ben görünmeden takibe devam ettim. Durdu bir yerde, yönünü dönmeden ‘yaklaş!’ dedi. Biraz daha yaklaştım. Gür bir sesle:

–Uhud Savaşında Hazreti Resulullah düşmana yalnız gitti; neyine güveniyordu? Neye sığınıyordu? Hazreti Allah’a değil mi? Ben de Allah’a sığınıyorum, rahat bırak beni!…

Muhafız öyle diyordu: “Vücudum sarsıldı, ister istemez geri çekildim.”

Medyada Fatih Çekirge’nin programında bu gerçeği anlatmak bana nasip olmuştu:

(Prof. Dr. Hanif Faruk, Urduca Yayınlarında Atatürk, An. Ün. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, 1979, s. 102’de mevcuttur.)

Atatürk vefatından on beş gün evvel Dolmabahçe Sarayında hasta yatarken, zamanın hariciye vekili ve başbakanına:

“İslam âlemine mesaj veriyorum, bildirin” demişti. Ne yazık ki bildirmediler!..

Dünyaya bildirilmesini istediği gerçeği o büyük insan şöyle yazdırıyordu:

Bütün dünya müslümanları! Allah’ın son peygamberi Hazreti Muhammet (s.t.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli!

Tüm müslümanlar Hazreti Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli! İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.

Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarından, Atatürk ve Din Eğitimi (Ahmet Gürtaş) kitabında bütün şahitleri ile görebilirsiniz: Aynı kitapta üçüncü hatıra. Geçtiğimiz yıllarda yüz yaşını geçkin olarak İstanbul Merkez Efendi imam hatibi iken vefat eden, Cumhuriyetin ilânından önce İstanbul’da şeyhülmeşayıh unvanı ile anılan Nurullah Efendi, özel doktoru Prof. Dr. Naci Bor Efendiye şu olayı bizzat kendisi anlatıyor: Nurullah Efendi, Atatürk’ün sekreteri olan amcazadesinden kendisini Atatürk’le görüştürmesini ister. O da Nurullah Efendiyi Ankara’ya davet eder. O günlerde Atatürk bir vesile ile resepsiyon vermektedir.

Sekreter, Nurullah Efendiyi Atatürk ile resepsiyonda karşılaştırarak görüştürmeyi plânlar ve bu maksatla resepsiyona Nurullah Efendiyi davet eder. Arzu edilen bu görüşme gerçekleşir.

Ve Atatürk, Nurullah Efendi ile bir köşede hayli sohbet eder. O günlerde türbe, tekke ve zaviyeler kapatılmış bulunmaktadır! Söz buna intikal edince Atatürk, Nurullah Efendiye der ki:

–Efendi Hazretleri! Tekke, türbe ve zaviyeleri ben kapattım! Allah bana ömür verecek mi? Bilmiyorum; ama şayet ömrüm olursa, günü gelince bunları yine ben açacağım! Atatürk bu hakikati gerçek şeyh efendiye ifşa etti.

Bir benzeri olay: Atatürk, Mevlâna Celalettin-i Rumi Hazretlerini ziyaret ettiğinde:

–Sen rahat uyu, ey koca şeyh! Bu icraatım sizlere değil.

Dediğinin gerçek yüzünü bilesin!…

Atatürk’ün hayatında iman yönünde metafizik olaylardan internette de mevcut, manevi zevkini aldığım, yabancısı olmadığımız bildirilerin bir kaçını yazmadan geçemeyeceğim:

Memleketin her tarafında çetin bir mücadele ve mukavemet başlamıştı. Ankara bir kurtuluş burcu ve Mustafa Kemal’in adı bir bayrak olmuştu… Antep mücadele günlerinin acı bir devresiydi. Memlekette istiklâl şuurlaşmış, topyekûn bir vuzuh kazanmıştı.

O zaman ilkokulun ihtiyat sınıfında idim. Bir sabah okula geldiğim zaman çocukların bahçede toplanmış olduğunu gördüm.

Din dersleri muallimi Hafız Halil efendinin konuşacağını söylediler.

Halk da okulun bahçesinde toplanmıştı. Az sonra Hafız Halil Efendi kürsüye çıktı, titrek fakat heyecanlı bir sesle:

–Din kardeşlerim! Sizi Şeyh Sünusi Hazretlerinin bir tebşiri için buraya topladım, Dedi ve şu vakayı anlattı:

Şeyh Sünusi Hazretleri bir gece Peygamberimizi rüyasında görmüş ve koşup elini öpmek istemiş. Peygamber kendisine sol elini uzatmış!

Buna şaşıran ve mahzun olan şeyh, Peygamber’e hitaben:

–Ya Resulallah! Niçin sağ elinizi vermediniz?!. Diye sual edince, şu cevabı almış:

–Sağ elimi Ankara’da Mustafa Kemal’e uzattım!

Bu rüyayı anlatan Hafız Halil Efendinin elleri, çenesi ve dili titriyordu! Gözleri dolu dolu oluyordu. Hitabeti kalabalığı etkilemişti. Birden gür ve imanlı bir sesle:

–Ey ahali! Mustafa Kemal muzaffer olacak! Peygamber Efendimiz’in sağ eli onun elindedir! Buna iman edin!

Diye haykırdı ve kürsüden indi.

Sonradan öğrendiğime göre merhum Hafız Halil Efendi bu rüyayı camide vaaz etmiş ve onu imanlı tefsirlerle tamamlamıştır.

Gene İstiklâl Harbi günlerinde: Atatürk, günlük çalışmalarının büyük bir kısmını yürüttüğü ve bugün müze olarak değerlendirilen Ankara tren istasyonundaki evde, bir sabah erken kalktığı bir sırada, Çavuş Ali Metin’e “acele olarak Fevzi Paşa’yı telefonla ara, bul ve hemen buraya gelmesini söyle!” diyor.

Ali Metin, Fevzi Paşa’yı telefonla arayıp bulduğunda, Fevzi Paşa da Atatürk’ün yanına gelmek üzere hemen evden çıkmakta olduğunu söylüyor.

Fevzi Paşa, Atatürk’ün yanına gelince, Atatürk ona bir kâğıt kalem uzatıp:

–Bugün gördüğün rüyayı yaz ve bana ver! diyor.

Kendisi de bir kalem kâğıt alıp aynı şekilde o gün gördüğü rüyayı Fevzi Paşa’ya vermek üzere yazmaya başlıyor.

Yazma işi bittikten sonra birbirine bakıp sevinçle gülümsüyorlar!

Her ikisinin de yazdığını kendi kâğıtlarından okuyan Ali Metin her iki kâğıtta da şu rüyanın yazılmış olduğunu görüyor:

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hacı Bayram-ı Veli’ye diyor ki:

–Mustafa’ ya söyle, korkmasın; sonunda zafer onların olacak!

Bilindiği gibi, aynı gecede rüyalarında Hz. Peygamber Efendimiz  (s.a.v.) Hacı Bayram-ı Veli’ye bu sözleri söylerken gören bu iki muzaffer kumandanın o günkü isimleri “Mustafa Kemal” ve “Mustafa Fevzi”dir! (Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s. 160-161.)

Cennet-mekân Atatürk’ün yaşantısında açık görülen manevi, dindar kesim, kültürlü halk arasında tevatüren anlatılan dini duyguların ve yaşantıların aleyhinde hiç bir zaman bulunmadığının kanıtları sayılamayacak kadar çoktur.

Buraya ancak bir kaçını yazdım. Kanıtlamak istediğim şudur ki; Kemal Atatürk bazı çıkarcıların kendi düşünce menfaatlerine ortak gibi göstermeye çalıştıkları gibi haşa ‘dinsiz’ olmadığı gibi, asra uyumlu Muhammedi Şeriatına hayranlığının ifadesi değil mi?!.. Yaptığı icraatlar buna dönük değil mi?!…Elini vicdanına koy, öyle konuş: Atatürk dini kuralların esasına dokundu mu?!..Teknolojiye, asra uyumlu, medeniyetin hayranı, Allah’a iman etmiş bir ferde veya topluma, bu saydığım meziyetler dışında bir şey kabul ettirebilir misin?!..

Atatürk’ü iyi anlasınlar diye, yanlış düşünen dindar insanları uyarmak kasti ile, şahsıma bahşedilen manevi vazifem icabı zuhuratlarla az da olsa gerçekleri yazmaya çalıştım, inşallah anlaşılır da, Allah’ın rızasına uyumlu amellere nail olunur!..

Diğerleri

10 KASIM 2018 TARİHLİ ANTALYA SOHBETİ

GALİBİ ŞEYHİ ALİ YETKİNŞEKERCİ EFENDİ’NİN 10 11 2018 TARİHİNDE YAPMIŞ OLDUĞU SOHBET TEVHİD CAMİ / …